Anasayfa / GÜNDEM / Yazarımız Mimar T. Kaan KARASOY'un Yazısı "Kentsel Görüşüm"
Yazarımız Mimar T. Kaan KARASOY'un Yazısı "Kentsel Görüşüm"

Yazarımız Mimar T. Kaan KARASOY'un Yazısı "Kentsel Görüşüm"

 

Kentler de dönüşür.. Ama insan gibi, doğa gibi..

 

 

Kendi kendine, kendiliğinden, yavaş yavaş…

 

 

Bir sokak yenilenir, bir mahallenin altyapı sistemi elden geçer, birer birer binalar yapılır.. Sonuçta her yeni bir an, başka bir şeye doğru dönüşmeye devam eder. Ama birilerinin istediği gibi değil, kendince…  Direksiyon kimsenin elinde değildir.

 

 

 

Bu nedenle, iktidarlar; çoğunlukla aracın gittiği yönü beğenmedikleri için; bazen de ileride varılabilecek yeni yerlerin, kendi varlıklarını sürdürmeye tehdit olabileceğini düşündükleri için; ya da bazen sadece çocukça bir inatla “Giden bir aracın içindeysem, o direksiyonu ancak ve ancak ben tutarım” yaklaşımıyla; ellerine geçen ilk kürekle, denizin, rüzgarın, kumların yıllar içinde yavaş yavaş yarattığı kumsalı tek darbede yerle yeksan ederler. Ama yetişkinler çocuklar gibi değildir, daha sistematiktir. Önce konuya müdahil olabilecek insanların psikolojisini hazırlarlar; sonra her halükarda karşı karşıya kalacakları, ama az, ama çok bir muhalif kitleye karşı, yasal dayanakları bulurlar; bulamadıklarını yeni düzenlemeler adıyla yaratırlar ve hiçbiri olmazsa cebren ve hile ile aziz vatanın bütün topraklarını…

 

 

 

İşte bu yüzden “kentsel dönüşüm” terimi son dönemde insanlarda umuttan çok tedirginlik veriyor. Gerekçelerin en önde gideni sağlam: Deprem… ki gerçekten bu ülkede binlerce insanın değil sadece yaşamını, mevcudiyetini de etkilemiş büyük yıkımlar yaşandı. Ama bugün “depreme karşı önlem” adı altında hayata geçirilen kentsel dönüşüm kavramı, içi her an biraz daha boşaltılarak uygulanıyor. Deprem açısından sağlıklı olmayan binaları yıkıp, yerine sadece statiği biraz daha kaliteli ama çevresel ve sosyal açıdan başka yeni sorunları beraberinde getirecek binaları dikmek; kentsel dönüşüme mi hizmet ediyor gerçekten?  

 

 

 

Diğer taraftan, kenti iyileştirmek ne yazık ki daha iyi binalar tasarlamaktan ibaretmiş gibi algılanıyor. İşin estetik tarafı göreceli… Lakin sorun tam da şu ki; yıkılan binalar yerine daha estetik binalar yapmak, varılan sonucu iyileştirmiyor zaten. Tasarım dendiğinde sadece binanın estetiğinin değil; silüet, mevcut tarihsel doku gibi değerlerin ve dahi ulaşıma etkisinin göz önünde bulundurulması gerektiği unutuluyor.

 

 

 

Son yasa ile birlikte; birçok konu için olduğu gibi, kentlerin geleceğine hükmetmek de daha merkezi bir yönetim mantığıyla ele alınmış durumda. Sözün özü ‘her şeye yönetim karar vermeli ve vatandaş sonuca riayet etmeli’ gibi bir yaklaşım var.  “Demokrasi; tüm üyelerin, içindeki bulundukları organizasyonun politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.” (TDK) Ama zaten her şart altında demokrasi kuralları da uygulanmaz ki, değil mi… Bu şekilde İstanbul’un kaynaklarına merkezi yönetim el koyuyor ve hiç bilgi paylaşmadan, oldu-bittilerle kentin son kamu alanları da yavaş yavaş özel sektöre devrediliyor.

 

 

 

Alınan bölgesel kararlar henüz resmen uygulanmaya başlamadan bile, bölgede geri dönüşü olmayan yapısal değişiklikleri tetikliyor. 2005 yılında ortaya çıkan Galataport projesi, açılan davalar sonucu Danıştay tarafından durdurulmuş olmasına karşın; sonrasında yeniden yapılan düzenlemeler ile bugün, yakın zamanda hayata geçmeye hazırlanıyor. Diğer taraftan, “Galataport Projesi’nin eninde sonunda hayata geçeceği düşünülürse bu bölgede yapacağımız her otel para kazanır” zihinyetiyle bölgede binalar gizliden el değiştiriyor. Sadece son iki yılda bölgede açılan otel sayısı 18. Bu şekilde, proje daha fiilen başlamamış olsa bile, bölge dönüşmeye çoktan başlamış oluyor. Bölgenin silüeti, tarihi dokusu göz ardı ediliyor. Turizm adı altında, halkın kıyı ile ilişkisi iyice kesiliyor. Kaldı ki İstanbul’a gelen turistler modern, steril otelleri görmek için değil, kentin tarihi dokusunu, oryantal izlerini görmek için geliyorlar. Ancak ortadaki rantın büyüklüğü ve yapılacak tesisin, işletmecisine turistleri istediği gibi yönlendirme imtiyazı verecek nitelikte olması; tüm bu durumu ve hatta bölgede zaten tek bir aks üzerinden sağlanan ulaşımın da daha sıkıntılı bir hale gelecek olmasını dahi göz ardı etmek için yeterli gibi.

 

 

 

Sosyal yapıyı tehdit edeceği düşünülen bir proje karşısında, ülkemizde genellikle ilk sivil toplum kuruluşları harekete geçiyor. Davalar açılıyor… Bir yandan proje devam ediyor, yürütmeyi durdurma kararı genellikle çıkmıyor… Ve sonuçta bazen açılan davalar gerekçesiz bulunarak talepler reddediliyor, ama bir o kadar dava da haklı bulunarak, ilgili proje iptal ediliyor. Ancak ne oluyor? 3-4 yıl sonra yeni bir yasal düzenleme ile veya ilgili projede ufak bazı revizyonlar ile ‘yeni proje’ eski halinden çok da uzak olmayan bir şekilde tekrar hayata geçirilmeye çalışılıyor. Yine davalar açılıyor…vs. Nihayetinde de genellikle proje bir şekilde hayata geçiriliyor. Bugün açıp baktığınızda; Mimarlar Odası’nın ve TMMOB’nin internet sitelerinde ‘Güncel Davalarımız’ başlığı altında bir bölüm var. Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir bölüm var?

 

 

 

Ve bugün İstanbul’un hemen her köşesinden bir vinç yükseliyor. İnsanların doğup büyüdükleri mahallelerini, esnafın kırk yıllık ekmek teknesini terk etmek zorunda bırakıldığı; İstanbul’u İstanbul yapan tarihin izlerinin bir bir yok edilip, yerini İstanbul’u sıradanlaştıran binaların aldığı ve tüm bunların bir çırpıda yapıldığı bir dönem yaşıyoruz. Diğer yandan binlerce yıllık tarihin üzerinde bulunan kentte, neredeyse her yeni proje ile kültürel mimariye biraz daha zarar veriliyor.

 

 

 

Köprü çalışmaları yapalım derken, boğaz trafiği altüst oluyor. Yeni düzenlemeler getiriliyor derken, kıyı kanunları, imar ve koruma yasaları hiçe sayılıyor. Halkı doğayla buluşturacağız derken; zaten az kalan yeşil alan bir kez daha tahrip ediliyor. Bu sırada mütemadiyen davalar açılıyor; ama mahkemelerin kararları, uygulamaların hızına yetişemiyor. “Gereği düşünüldü” dendiğinde zaten gereği kalmamış oluyor.

 

T. Kaan Karasoy

 

emlakguncel.com

İlginizi Çekebilir

Bağdat Caddesinde 76 Kensel Dönüşüm Projesi Var!

Bağdat Caddesinde 76 Kensel Dönüşüm Projesi Var!

Kentsel Dönüşüm Yasası ile hızlı bir dönüşüm sürecine giren Bağdat Caddesi’ndeki projeler tam gaz devam …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir